Affichage des articles dont le libellé est Türkiye. Afficher tous les articles
Affichage des articles dont le libellé est Türkiye. Afficher tous les articles

lundi 24 mai 2010

Kılıçdaroğlu: "Tek Adam Yerine Parti İçi Demokrasi"


Kılıçdaroğlu CHP Kurultay'ı öncesi, "Bu yapı içinde demokrasi oluşacak buna söz veriyorum. Birinci, ikinci adamlıktan çok biz bir kadro hareketi başlatmalıyız" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) 33. Olağan Kurultayı öncesi, Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu, NTV'de "Canlı Gaste" programına katılarak Can Dündar'ın sorularını yanıtladı.

Kongre'de yapacağı konuşmada İsmet İnönü'nün "Ahlaklılar da ahlaksızlar kadar cesur olmadıkça toplum düzelmez" sözünü kullanacağını söyleyen Kılıçdaroğlu şu açıklamaları yaptı.


CHP'li küskünler: Küskünleri ben barıştırırım. Küsmek gibi bir lüksümüz yok. Herkesle barışıp Türkiye'nin bütün coğrafyasına gideceğiz; Türkiye'yi bugünkü durumundan çıkarmak istiyoruz. İşçi, çiftçi ve sanayicinin umudu olmak istiyoruz.

Partide değişim: Eleştirilere açığız, ortak aklı egemen kılacağız. Alanlar kendi içinde uzmanlaştı. Bir kişinin, "Her şeyi ben bilirim" demesi bana göre tuhaf. Olabildiğince iyi bir kadro ile yola çıkacağız. CHP'nin çok önemli kadroları var, kendi alanında uzman kişiler var. Yeni yüzler öne çıkacak. Onlar daha fazla konuşacak.

Blok liste ile giriyor: Partide bir kısm "çarşaf" bir kısm "blok" listeden yana. İl başkanlarından gördüğüm eğilim, blok liste yönünde. Parti içinde demokrasiyi yerleştirmek çok önemli; zaman kısıtlı olduğu için bu kurultayda blok liste olacak ama önümüzdeki yıllarda çarşaf liste olacaktır. Kısır çekişmelerden CHP'yi çıkarmak ve halka gitmek, temel felsefe olmalıdır.

Ekonomi politikası: Halkla başladık, halkla devam edeceğiz. Yolsuzluk yapmayacağız, havuzlu villalarda oturmayacağız, ürettiğimizi hakça bölüşeceğiz. Bu ülkede açlar varken rahat yatmayacağız. Mal varlığımı açıkladım, siyasete saydamlığı getirmek zorundayız.

Etnik köken ve inançlar: ("Hakkınızda yazılan inanç ve enik kökenli haberlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?" sorusuna) Ben bir insanım, insanımı seviyorum. Yapım meydanda; annemi, babamı tercih etme şansım yok ama onları seviyorum. Bu coğrafyada herkesi kucaklamak zorundayız.

Diğer sol partiler: ("Partilere bir çağrınız olacak mı?" sorusu üzerine) Diğer partilerle henüz dialogumuz olmadı. Aynı amaca hizmet eden insanların, farklı yerlerde olmasını istemem; beraber olmalıyız. "Ülkem için, ülkemin halkı için, işsizliği yenmek için çalışacağım" mantığıyla gelinirse biz kocaman bir aileyiz, herkesi kucaklarız. Bunları kultaydan sonra göreceğiz. Bu yapı içinde demokrasi oluşacak buna söz veriyorum.

Bürokrasi ve siyaset: Bürokrasiyi bilmek büyük bir avantaj; sorunun nasıl çözüleceğini bilirsiniz. Turgut Özal, Süleymen Demirel Recai Kutan da bürokrasiden gelme. Ama Türkiye'yi de şikâyet edilen bürokrasiden kurtaracağız; sanayicimiz bunu görecek.

Deniz Baykal: Üzgün olmamak mümkün mü? Özel yaşamın gizliliği ihlal edildi. Hükümetten beklentimiz bu olayın faillerinin mutlaka bulunması, failler bulunmazsa bu iktidarın üzerinde leke olarak kalacak. Parti için Sayın Baykal'ı önemli mevkilerde görüyorum. Onun bilgi birikimi, deneyimi, olaylara bakışı çok önemli. Kendi adıma söyleyeyim, Baykal'ın özellikle kritik dönemlerde görüşünü almak isterim. ("2012'de Baykal Cumhurbaşkanı olur iddiasıyla ilgili) Sayın Baykal'a çok yakışır. Siyasette engin tecrübesi var, 12 Eylül'de Zincirbozan'da kaldı. Bu deneyimler Sayın Baykal'ın cumhurbaşkanlığı için önemli özellikler.

Önder Sav: Şu andaki Genel Sekreterimiz güçlü konumda. Görevinin sürüp sürmeyeceğine karar vermek için çok erken. Kendisi partiyi tanıyor biliyor, çok saygı duyuyoruz. Birinci, ikinci adamlıktan çok biz bir kadro hareketi başlatmalıyız.

Sınır ötesi operasyon ve açılım: Açılımın ne olduğunu öğrenebilmiş değilim. Halktan gizli açılım olmaz, maya tutmaz. Biz sorunun ne olduğun nereden öğrendik? Oradan gelen Emniyet ve Valilik raporlarından, onların gönderdiği raporlarla mı bakılacak soruna. İçinde sosyologların, psikologların olduğu bilimsel bir çalışma yapılmalıydı. Aç olan kişi ya dağa çıkar ya da mafyaya girer. Önce karnını doyuracaksınız, istihdam yaratacaksınız.

Dersim ve af: Batman'da yaptığım konuşmanın arkasındayım. Bunlar benim sıfırdan söylediğim sözler de değildi. Dersim konusunda söylediklerimin arkasındayım.

Gençler ve kadınlar: Gençliği olmayan partinin, geleceği olmaz. Gençler ve kadınlar çok önemli noktalarda olmalılar. Kadın kolları genel başkanı yoktu uzun süredir, bu da olacak.

Adaylık kararı: Genel Başkanlığa adaylığımı koymayı uzun süre düşündüm, akademisyenlerle, politik çevrelerle görştüm. Kararımı kimseye açıklamamıştım. O sabah sadece eşime söyledim o da yüzünü astı; ailem siyasette olmamı pek istemiyor. Sonra evden çıkıp başvurumu yaptım.


Source : Bianet, 21.05.2010 (URL : http://bianet.org/bianet/siyaset/122165-kilicdaroglu-tek-adam-yerine-parti-ici-demokrasi-dedi?from=bulten)

"Sermaye, Kentsel Dönüşüm ve Varoş: Fakirin Malı, Zenginin Hazinesi ..."


Kent mekânının üretimi, yeniden üretimi ve dönüşümü sermaye birikiminde önemli rol oynamaktadır. Kapitalist üretim tarzının sürdürülebilirliği için kentsel gelişme bir zorunluluktur. Lefebre'ye göre, eğer kapitalizm 20. yüzyılı görebilmişse bunu büyük ölçüde kent mekânını keşfetmesine borçludur. Kapitalist kent mekânının oluşumunu anlamak için kent ve kent-üstü dönüşümlere bakmak gerekir. Toprak rantı, kapitalist üretim sisteminde kentsel gelişmenin önemli bir parçası olup bu süreçteki çatışmaların da temellerinden biri olmaktadır. Toprak, hem konumu hem de arzı açısından sabit olup, yaratılacak rantın mekânsal yapının şekillenmesinde ve birikim sürecinde önemli etkileri vardır. Kentleşme gibi toprak rantı da sadece ekonomik anlamda değil toplumsal ilişkiler bağlamında değerlendirilmelidir. Tarımsal toprakların kentsel toprağa dönüşmesi sürecinde topraktaki iyileştirmeler toprağın değerini artırmaktadır. Kentsel büyüme aracılığıyla da rant yaratılmaktadır. Kent toprağı üzerinde kullanım biçimini değiştirmeye dönük kararlar alınması ve ek sermaye yatırımları yapılması toprağın rantının artırılmasına neden olmaktadır. Kent topraklarının en verimsiz olanları da piyasa açısından özellikle daha karlıdır. Çünkü verimsiz ve değersiz gözüken toprakların çeşitli altyapı yatırımları ile değerli hale getirilmesi halihazırda değerli alanlardan daha fazla rant yaratmaktadır.

1960-1980 Arası: 'Köylü'den Varoşa'a, Öteki'ye Kent Yoksuluna'

1960'lardan itibaren ithal ikameci birikim rejiminin başlamasıyla kentsel rantlar sanayi birikimine bir engel olarak görülmüş ve sermaye kentsel rantlarla ilgilenmemiş, bu yıllarda kaynaklar da sanayi sektörüne aktarılmıştır. Bu dönemde kentsel gelişim daha çok küçük sermayenin ve gecekonduların başatlığında şekillenmiştir. 1980'den sonra yeni birikim rejimi ile üretken sermaye yerine para sermayeye ağırlık veren yeni bir birikim biçimine geçilmesi ile kentsel rantlar ön plana çıkmış, sermaye birikimi kentsel rantlarla desteklenmeye başlanmıştır. 1980 sonrasında kentsel alanlarda gerçekleştirilen dönüşümler neoliberal politikalarla birlikte tam anlamıyla sermayenin mantığına göre şekillenmeye başlamıştır. Kentsel rant artık sermaye birikim sürecinde engel değil aksine sermaye birikimine katkıda bulunan bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu dönemle beraber kentlerin kendisi sermaye birikiminin ana unsurlarından biri haline gelmeye başlamıştır. "Gecekondu" olarak adlandırılan enformel konut piyasasının konut tarzı da değişen süreçler içinde farklılaşmış ve farklı algılanmaya başlanmıştır. 1980 sonrası gecekondu bölgeleri 1950'lerdeki gibi barınma amaçlı yerler olmaktan çıkıp rant alanları olarak görülmeye başlamıştır. Gecekondu mahalleleri hızla apartmanlaşmaya başlamış, artık kentin formel konut piyasası içinde ve kentin büyümesi ile de merkezi yerler haline gelmişlerdir. Sadece kentin yoksullarının değil artık kentli orta sınıf da yaşamaya başladığı yerler olmuşlardır.

1980 sonrasında neoliberal politikalarla kentlerdeki bölünme ve ayrışma üst sınıfın kendine duvarlar örmesiyle ve ötekilerinden ayrıştırmasıyla sonuçlanmıştır. Bu ayrışma bir süre sonra söyleme de yansımaya başlamış ve dışlanan kesim "varoş" olgusu ile kendini oluşturmuştur. Tehlikeli "öteki", eski kent çeperi/yeni kent merkezindeki bu rantı yüksek yaşam alanlarını ne kadar hak ediyor sorusu bir şekilde sorgulanmaya öncelikle medya aracılığıyla başlanmış ve kaliteli yaşam vurguları hem öteki hem de "kentin rantı yüksek yerlerinde yaşaması gereken insanlar" için kullanılmaya başlanmıştır. Son yıllarda kentle -özellikle İstanbul'la- ilgili bütün çözümsüz problemlerin -deprem nedeniyle güçlendirilecek binalar, artan suç ve suçlunun yaşadığı mekânların temizlenmesi gerekliliğinin- çözümü 1980 sonrasındaki kentsel gelişmenin en dramatik sonucu olarak karşımıza çıkarılan ve şehrin yoksullarının yaşadığı ve varoş diye tanımlanan mahallelerde uygulanan "kentsel dönüşüm" olarak dayatılmaktadır. 17 Ağustos depremi ile başlayan başta İstanbul olmak üzere bütün Türkiye'deki inşaat kalitesine dikkat çeken söylem -"deprem değil binalar öldürür"- karşılığını bir süre sonra bu binaların güçlendirilmesi kentlerin yenilenmesi başta İstanbul olmak üzere depreme hazır olunması, bunun da merkezi otorite tarafından sağlanması gerektiği ile meşru bir zemine taşınmıştır. İnşaat kalitesi düşük binaların yeniden yapımı nedense kendini sadece kentin rantının yüksek olduğu gecekondu bölgelerinde uygulanması gerektiği cevabı ile sonuçlanmaktadır. Kentsel alanların kullanım biçimini değiştirmeye dönük kararlar alınması ve ek sermaye yatırımları yapılması toprağın rantının artmasına neden olmaktadır. Kentsel mekanlarda rantı yüksek alanlar altyapı yatırımları biçimindeki sermaye yatırımları ile rantı daha da yükseltilmektedir. Bu nedenle de kentin her alanı metalaştırılarak verimli hale dönüştürülmesine ilişkin politikalar yaygınlaşmaktadır. Çok hızlı büyüyen kentlerde altyapı kapasitesinin yetersizliği kent toprağının gelişimini zorlaştırmakta ve toprak fiyatlarının artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle eskiden kentin çeperinde kalan gecekondu alanları -bugünün varoşları- artık kentin merkezi haline gelmiş ve coğrafi olarak avantajlı durumdaki bu mekanların artan rantı nerdeyse bakanlık derecesinde yetkilerle donatılmış TOKİ aracılığıyla büyük sermayeye sunulmaktadır. Sermayenin talebi doğrultusunda siyasi otoritenin müdahaleleri, mekanın örgütlenmesinde belirleyici olmaktadır. Bu müdahaleler sonucunda kentsel rantların dağılımını etkilemekte ve kentsel mekanını değiştirmektedir.


1990-2000'ler: Moda 'Kentsel Dönüşüm'

2000'li yıllardan itibaren de pek çok ülkede uygulanan yapısal reformlarla beraber uluslararası inşaat sermayesinin serbest hareketi sağlanmaya çalışılmıştır. Türkiye'de de bu süreç yapısal uyum reformları ve geniş yetkilerle tekrar yaratılan TOKİ aracılığıyla hayata geçirilmeye sağlanmıştır. TOKİ, AKP iktidarı ile kentsel gelişimin asıl belirleyicisi olmaya başlamış bunun da ateşleyicisi "kentsel dönüşüm" projeleri olmuştur. TOKİ'nin kendi internet sayfasında bulunan "TOKİ'nin kentsel dönüşüm için aradığı özellikler: Teknik verilere bağlı olarak (jeolojik durum, zemin özellikleri, tarihi ve doğal miras); tasfiyesi zorunlu alanlar, afet bölgeleri; Kentsel arazi değeri yüksek ancak yapılaşma kalitesi düşük, sosyal donatı hizmetinden yoksun ve kentsel kimliğe uyumsuz alanlar dönüşüm projelerine konu edilmektedir" açıklaması ile rantı yüksek, coğrafi olarak avantajlı mekânları dönüşüme konu ettiğini açıkla belirtmektedir. Bu dönüşüm sürecinde toprağın potansiyel kullanıcıları veya toprağı yeniden geliştirecek olanlar ile toprak üzerinde bulunan kullanıcılar arasında doğrudan bir çatışma oluşmaktadır. Bu çatışmanın en büyük tarafı olan TOKİ'nin başkanı Erdoğan Bayraktar ise 2004 yılında düzenlenen IV. Gayrimenkul Zirvesi'nde "TOKİ, programı çerçevesinde özellikle gecekondu dönüşüm projelerine büyük önem vermektedir. Gecekondu dönüşümü ile kaçak ve çarpık kentsel alanların iyileştirilmesi, ayrıca eşzamanlı olarak yeni ve planlı kentsel arsa üretimini sağlamak suretiyle hem kent merkezlerinde bulunan değerli arsaların, kentin prestijini arttıracak özel proje alanları olarak geliştirilmesini sağlayabilecek..." şeklinde açıklaması ile çatışmanın kaynağının bir rant paylaşım süreci olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu süreç sonunda kentin değerlerinin sermaye birikiminde kullanıldığını söylemde de görmekteyiz; "barınma hakkı" yerine artık "konut sorunu" kavramı kullanılmaktadır. Artık varoşların yerlileri bugüne kadar yaşadıkları mahallelerde kentsel dönüşüm sonrası yapılan havuzlu, güvenlikli, spor kompleksi gibi imkânları olan lüks konutlara mortgage sayesinde "kira öder gibi" taksitlerle alma "hakkına" sahiplerdi. TOKİ, 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu 1984 yılında yürürlüğe girmiş, 1990 yılında da 412 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle, dar ve orta gelirli ailelerin konut ihtiyacını karşılamak misyonuyla kurulmuştur. Oysa 6 Ağustos 2003 tarihinde 4966 sayılı Kanunla TOKİ'ye verilen "konut sektörü ile ilgili şirketler kurmak veya şirketlere ortak olmak, yurtiçi ve yurt dışında doğrudan veya iştirakleri aracılığıyla konut uygulamaları yapmak ve kaynak sağlanmasını teminen kâr amaçlı projeler geliştirmek" hakkıyla beraber - TMMOB'un 2009'da yayınladığı rapora göre- toplam TOKİ projelerinin sadece yüzde 22'si alt ve orta sınıfa yönelik yapılmakta olduğu görülmektedir. Bu alt gelir grubuna yönelik projelerde sağlıksız ve kalitesiz evler olarak karşımıza çıkmaktadır.

1990 sonrasında kentin suç depoları olarak gösterilen ve artık kentin merkezinde olan yerler söylemde de "varoş" ile ötekileştirilerek buraların suçun ve suçlunun kaynağı olduğu ve artık içimizde yaşadığı ve her an tehlike ile yaşadığımız korkusu kentlinin hayatına ve hayat pratiğine yerleştirilmiştir. Kentli bu söylemle beraber kent çevresindeki korunaklı sitelerde yaşamayan başlamış, kentin tehlikesinden kendini ve ailesini korumasının yolunun kentin tehlikelerinden uzakta durmasıyla mümkün olduğuna, bunu da kentten uzaklaşarak tehlikelerin bir şekilde içeri giremeyeceği yaşam tarzına sığınarak sağlayabileceğine inanmıştır. Bu korunaklı siteler kent merkezine -işyerine, okuluna, alışveriş merkezine- ne kadar yakın olursa o kadar da gözde mekânlar olmaktadırlar. Kentsel dönüşümle bu korunaklı siteler artık kent merkezinin kalbine yerleşebileceklerdir. Böylece yoksullar kent dışına gönderilirken hem suçun yok olduğu düşünülmekte hem de kent merkezinin en değerli alanları bu değeri hak eden insanlara mekan olmaya başlamaktadır. Lipietz'e göre, tekel rantı kendilerini alt sınıflardan ayırmak ya da arzu ettikleri bölgede yasamak için üst ve orta sınıflar tarafından ödenmektedir. Kentsel dönüşümlerle yaşadıkları kent merkezine yakın ya da coğrafi olarak avantajlı mahallelerden gönderilen "varoşlular" sayesinde burada yaşamayı hak eden yeni yerleşikleri bu şans karşısında Lipietz'in tekel rantını ödemeye razı olmaktadırlar. Kentin tarihsel merkezlerine yakın ulaşım ağlarına hâkim çöküntü bölgeleri de kentsel dönüşümün bir diğer ayağını oluşturmaktadır. Kentsel rantın bölüşümü rantın oluşumu sırasında gerçekleşmekte yani rant oluşurken bölüşüm sürecide başlamaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri oluşan rantta siyasi otorite aracılığıyla sermayenin yeniden bölüşüme açması olarak değerlendirilebilir. Bu yeniden bölüşümün aktörleri ise finans sermaye ve yerli ve yabancı büyük inşaat firmaları olmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş: "Bizim şimdiye kadar yaptığımız kentsel dönüşüm projeleri 3-5 binlik. Halbuki İstanbul'daki 1,3 milyon binanın yarısından fazlasının yıkılarak yeniden inşa edilmesi kaçınılmaz. Biz İstanbul'a yatırım yapmak isteyen yabancı sermayeyi kentsel dönüşüm projesine yönlendireceğiz..." açıklaması ile yabancı inşaat firmalarını İstanbul'u yeniden inşaya çağırmaktadır. PricewaterhouseCoopers ve Urban Land Institute işbirliği ile gerçekleşen ‘Gayrimenkulde Gelişen Trendler 2010 Avrupa' raporuna göre; İstanbul gelişme beklenen şehirlerarasında ilk sırada yer almakta ve yabancı yatırımcının en büyük beklentisi de yatırım yapacakları ülkelerdeki yasal düzenlemelerin sorunsuzca işleyebilmesidir.



Sonuç Hep Yoksulluk, Eşitsizlik...

Bu sürecin sonunda yaratılan rant sayesinde birikim sağlayan bir kesim olduğu gibi mağdurları da yaratılan rantın mekanına sahip olan "varoşlu"lardır. Yaşadıkları alanlardan edilen kent yoksulları bu ayrışma sonucunda kamusal hizmet alabilme imkânlarından da daha az faydalanmaya başlayacaklar, 1950'lerden itibaren fordist üretim sürecinde kentin maliyetini ödeyerek ucuz işgücünden yararlanılan ve artık tamamen dışlanan kesim olmaya başlayacaklar, özellikle kentin hizmet sektöründe çalışan yoksullar kent dışına gönderilmeleri nedeniyle var olan işlerini kaybetme ya da ekstra ulaşım masrafı ile karşı karşıya kalmaya başlayacaklar ve var olan sosyal ilişkilerini -komşuluk mahalle dayanışması- tamamen kaybedeceklerdir. Kapitalist birikim sürecinde önemli ölçüde kentsel mekân üzerinden gerçekleştirilmesi kentsel dönüşüm uygulamaların önüne geçilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak, bu birikim sürecinin daha insanı bir içerik kazanması için ciddi bir mücadele süreci dönüşüm uygulamalarının bir kısmının iptali ile sonuçlanabilir ve kentin insanı ve tarihi dokusunun tahrip edilmesine engel olabilir. Bu nedenle sivil toplum kuruluşları ve muhalif güçlere önemli sorumluluklar düşmektedir. "Sermaye sizin ama kent bizim" diyebilecek inisiyatif olmaksızın bu sürecin önüne geçilmesi oldukça zordur.

Source : Birgün, Serpil Bozkulak, 17.05.2010 (URL : http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=53294)